Müzik · Sayı 14 · s. 10 Murat Meriç

Teoman’a Nazire: Ankara’da Sonbahar

Karanfil’in bir önceki sayısında yayımlanan “Ankarasız Yaz Şarkıları” başlıklı yazıma Gündoğdu Duran’ın “Ankara Rüzgârı” adlı bestesini anarak başlamıştım.

Teoman’a Nazire: Ankara’da Sonbahar

Karanfil’in bir önceki sayısında yayımlanan “Ankarasız Yaz Şarkıları” başlıklı yazıma Gündoğdu Duran’ın “Ankara Rüzgârı” adlı bestesini anarak başlamıştım. Doğrudan Ankara yazını anlatan şarkı olmadığı için başka illere uzanmış, memleketin dört bir yanını anlatan yaz şarkılarından söz etmiştim. Sonbaharı anarken yine aynı şeyi yapmak durumundayım çünkü Ankara, mevsimler bahsinde biraz şanssız. Cem Karaca, “Mor Perşembe”de İstanbul’a gelen bir öğrencinin yaşadıklarını anlatırken “hergele” dediği “Kasım ikindisi”nden söz ediyor ama bunun Ankara’da karşılığı pek yok. Teoman “İstanbul’da Sonbahar”ı anlatırken Ankara’nın sonbaharına kimse odaklanmamış. Ankara’da yazıldığını bildiğimiz kimi şarkıları bu şehre uyarlamak elbette mümkün ama bunlar da içinde Ankara geçmeyen Ankara şarkıları olarak yazıya girmek durumunda. Pilli Bebek’le başlayalım… Uzun uzun cümleler kurmak gereksiz; şunu söylemek yeterli: Ankara’nın gururu, buradan memleket rock tarihine yapılmış şahane bir katkı. Cem Kısmet ve arkadaşları, şehrin en güzel zamanlarında Beer Station’dan Gölge’ye, Nüans’tan Baraka’ya, Saklıkent’ten 6:45’e uzandılar, Ankara’nın sesi oldular. Doğrudan Ankara şarkısı yazmadılar belki ama bütün şarkıları bu şehri, bu şehirde yaşananları anlattı. “Sakarya”, (bir dönem eğlencenin de merkezi olan) aynı adlı cadde için yazılmış görünse de aslında 1999 depremi sonrasında yazılan, o günleri anlatan bir enstrümantal şarkı. Sonbahar derseniz bütün şarkılara sinmiş ama her şey bir yana “Eylül Akşamı” yetiyor: “Âşık olacak gibisin, gözlerinde atıyor kalbin / ve bir Eylül akşamında yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun…” Kiminin gözünde Ayrancı, kiminin gözünde 100. Yıl canlanabilir bu satırlarda ama bir yandan Ankara’nın her yerine uyar çünkü aslında Ankara (“gri” demelerine bakmayın) Türkiye’nin en yeşil, en ağaçlı şehirlerinden biri. Sonbahar geldiğinde dökülen yapraklar bu yüzden şehri daha da güzelleştiriyor. Ankara, rock tarihine pek çok isim kazandırdı. Pamela bunlardan biri. Doğrudan Ankara’yı anlattığı şarkısı “Seviyorum Sensiz” sonbaharın son zamanlarında geçiyor: “Seviyorum sensiz Ankara’da bir Kasım akşamında / Dönüyorum sensiz İstanbul’a tek kişilik koltukta / Seviyorum sensiz Ankara’da bir barda, Tunalı’da / Dönüyorum sensiz İstanbul’a ucuz hava yoluyla…” Hatırlattıkları gerçek, zira Ankara’daki kalp kırıklıklarını unutmak için bir dönem hepimiz İstanbul’a kaçtık ama her şeye (ve Yahya Kemal’e atfedilen o meşhur söze) rağmen İstanbul’un en çok Ankara’ya dönüşünü sevdik.

Bu yolculuklarda kulağımızda (en azından benim kulağımda) ekseriyetle MFÖ şarkıları vardı. Ankaralı Mazhar’ın yazdığı “Kelimeler Kâfi”de “Ayrılıktan mıdır nedir / Kavuşma isteği bu gayret / Seneler geçti eskimemiş / Bu sevda hayret // İstanbul gecelerinde / Paris sokaklarında / Ankara’da evimde böyle bu…” dizelerine rastlarız. Şarkının melankolisi kaçınılmaz olarak sonbaharı işaret eder ama her mevsimde dinlenebilir. Oysa şahane Ankara katkılarından üçü, Ankara’ya konserler dışında uğramamış topluluklardan… En İstanbullu topluluk sayabileceğimiz Bulutsuzluk Özlemi’nin en şahane şarkılarından biri 2001 yılında yayımlanan “Numara” albümünde karşımıza çıkan “Ankara”. “Yürüyordum” diye başlıyor ve ilerliyor: “Yürüyordum ay ışığında / Adım seslerim boş sokaklarda / Yankılanırken gece ayazında // Sen yokken anlamsız / Gideceğim yer / Sadece gölgem beni takip eder / Ankara sokaklarında…” Nejat Yavaşoğulları bu şarkıyı yazarken “Ankara da çok özel bir şehir” cümlesini yanına almış, şarkının sonuna “Çünkü hayat hafife alınamaz ki” dizesini eklemiş. Ankara siyasetin ve devletin ağırlığını üzerimizde hissettiğimiz bir şehir. Bu yüzden gri ve bu yüzden “biraz daha ağır olmamız gerekiyor” hissini hep duyuyoruz. Yaşanan bütün hikâyelere bu ağırlık damgasını vuruyor. Sonbahar hüznü bunu perçinliyor. Mevsimi belli değil ama bence “Ankara Sokakları” da bir sonbahar şarkısı. Rock camiasından gelen diğer katkı, Vega’nın “Ankara”sı. Kışa girilmiş ama belli ki sonbaharda yaşanan bir hikâyenin izdüşümü anlatılıyor bu şarkıda: “Ah yağmur dönerken kara / Şarkılar var falımda / Hepsi sana bu gece Ankara…” Tunalı’da yapılan kahvaltılar ve kokusu sokaklara giren “şekerli kar”, şarkıda rastladığımız Ankara imgeleri. Kar önemli çünkü Ankara şarkılarının bir kısmında karla karşılaşıyoruz. Bu yüzden kış en şanslı mevsim. Haramiler’in bir albümlerine de adını veren “Kar Yağıyor Bugün Ankara’ya” adlı şarkısı, bu bahiste anabileceğim en güzel örneklerden. Yine uzaktaki bir sevgiliyi anlatıyor ve kara veryansın ediyor: “Kar yağıyor bugün ayrılanlara / Eski günlere, hatıralara / Biliyorum ki örtecek onları.” Oysa aynı dönemde aynı kulvarda müzik yapan tam tersine bir mevsimde kumsaldan Ankara’daki sevgilisine sesleniyordu: “Yoksun sen aslında / Yalnızım bu kumsalda / Neler neler yapıyorsun / Bensizken Ankara’da?” Yaz şarkıları bahsinde andığım Vedat Sakman bestesi “Ankara’da Âşık Olmak”, belki de bir sonbahar şarkısı çünkü hüzün her yerini sarmış. Nitekim Ankara’dan “güneye doğru” uçan kuşun “kanatlarında sevdanın kar bulutları” var. Sözlerini Yalçın Benlican’ın yazdığı Bilge Özgen bestesi “Ankaralım”daki öpüşme kışı yaza çeviriyor. Sonbahardan bahis yok ama ne gam… Sözler şahane: “Gizli bir tılsım vardı bakışlarında / Mevsim değişirdi yüzün gülünce / Karlı akşamlarda kış ortasında / Yaz olurdu Ankara biz öpüşünce…” Alaturka şarkılara geçmeden önce rock bahsine geri döneyim, üçüncü katkıyı da anayım: Pinhâni’nin “Ankara Gel Dedi” adlı şarkısı bu. Üstelik toplulukla özdeşleşen şahane mekân Nefes’e de selam çakıyor: “Bir şarkımız olsun isterdim / Bir hatıra kalsın isterdim / Kaç nefes almıştık Kızılay’da / Son kez olsun sarıl bana…” Şarkı “Ankara sen gibi terk edip gitmedi” dizesiyle bitiyor. Sahiden öyle… Bir dönem bile olsa Ankara’da yaşamışsanız bu şehir sizi sarmalar, bırakmaz.

Yazının sonuna alaturka şarkılarla ilerleyeyim isterim çünkü o şarkılardaki hüzün bir şekilde sonbaharı çağrıştırır. Hiçbirinde mevsim ya da ay adı geçmez ama arada düşen yapraklar, yağan yağmurlar mevsim hakkında ipuçlarını verir. Necdet Tokatlıoğlu şarkısı “Sensiz Ankara”, biraz böyledir: “Günüm kara, gecem zindan / Kalbimdesin inan her an / Sen gideli sanki viran / Sevgilim, sensiz Ankara / Hasret değil, gurbet değil / Çekilecek bir dert değil / Şimdi artık cennet değil / Sevgilim, sensiz Ankara…” Kamuran Yarkın, Doğan Işıksaçan’ın sözlerini bestelediği şarkısında, yine bir ayrılık sonrasında bizi Dikmen’e götürür: “Aradım boşuna ben Dikmen’de o kahveyi / El ele gezdiğimiz kırlar evlerle dolmuş / Varsın gibi yanımda, hatıralar koşuyor / Seninle beklediğim durak bile kaybolmuş…” Şarkılar uzar ama Ankara’nın sonbaharı bütün güzellikler gibi bir çırpıda geçer. Kendi adıma söyleyeyim, Ankara’nın en sevdiğim mevsimidir sonbahar ve belki de bu yüzden bu şarkıları hep bu mevsimle özdeşleştiririm. Adlı adınca sonbahar geçen şarkı, yazının finaline yakışır. Yeni Türkü’nün söylediği, “Mamak Türküsü” olarak da hafızalara kazınan “Sonbahardan Çizgiler”. Buradaki Ankara demir parmaklıklar arkasındadır: “Güneş altında tutsaklar / Geçen sonbahara bakıyorlar / Şirin mi şirin gecekondu evleri / Samsun Asfalt’nda otomobiller / Ne güzeldir yollarda olmak şimdi…”

Yollar, şarkılar beni hep Ankara’ya götürüyor ve ben bunu hep çok seviyorum.

Bu yazı Karanfil’in 14. sayısında yayımlandı (s. 10).