Tarih · Sayı 14 · s. 30 Sinan Meydan

Cumhuriyet neyi mi başardı?

Dile kolay; kurumlarıyla, değerleriyle ve yarattığı çağdaş birikimle Cumhuriyet’imiz 103 yaşında… Türkiye’de 29 Ekim 1923’te ilan edilen cumhuriyet, sadece bir rejim değişikliği değildir; Türkiye’de…

Cumhuriyet neyi mi başardı?

Dile kolay; kurumlarıyla, değerleriyle ve yarattığı çağdaş birikimle Cumhuriyet’imiz 103 yaşında… Türkiye’de 29 Ekim 1923’te ilan edilen cumhuriyet, sadece bir rejim değişikliği değildir; Türkiye’de “Cumhuriyet” hukuktan eğitime, yazıdan kılık kıyafete, kadın haklarından kültür-sanata neredeyse her alanda akla, bilime, çağa ve toplumun ihtiyaçlarına uygun çağdaş bir dönüşüm yaratmış çok köklü bir devrimdir. Peki ama Cumhuriyet Devrimi / Devrimleri ne düzeyde başarılı olmuştur? Gerçek şu ki, yaklaşık 80 yıldır devam eden karşı saldırılara rağmen, Cumhuriyet Devrimi köklenmiş ve -çoğu kez söylendiğinin aksine- oldukça başarılı olmuştur. Bunun için hukuktan eğitime, yazıdan kılık kıyafete, kadın haklarından kültür sanata kadar Cumhuriyet Devrimleri’nin Türkiye’de yarattığı dönüşümün bugün ne durumda olduğuna bakmak gerekir. O zaman gelin, belli başlı bazı Cumhuriyet Devrimleri’nin bugünkü durumuna şöyle bir göz atalım.

Hukuk

Bugün Türkiye’de geçerli hukuk, insan aklının ürünü, uygarlık birikiminin eseri ve toplumsal ihtiyaçlara yanıt veren laik ve çağdaş hukuktur. Bugün Türkiye’de çok hukuk ve buna uygun olarak cemaat mahkemesi, konsolosluk mahkemesi, şeriye mahkemesi gibi mahkemeler yoktur. Bugün Türkiye’de, Türkiye’nin 1923’te Lozan’da savunduğu ve Atatürk’ün 1923-1938 arasındaki Cumhuriyet Devrimleri’yle gerçekleştirdiği gibi tüm yurttaşlara eşit olarak uygulanan tek bir hukuk; laik hukuk geçerlidir.

Eği̇ti̇m-Öğreti̇m

Bugün Türkiye’de, -yaklaşık 70 yıldır devam eden karşı saldırılara karşın-, akla, bilime dayalı laik ve çağdaş eğitim-öğretim hâlâ ağırlığını ve önemini korumaktadır. Aksi yöndeki çabalara karşın toplumun genelinde laik ve bilimsel eğitimin gerekliliğine yönelik yerleşmiş kabul artarak devam etmektedir. Türk ulusunun büyük bir bölümü bugün; Cumhuriyet’in 103. yılında, laik ve bilimsel eğitimden yanadır.

Yazi – Di̇l

En önemli Cumhuriyet Devrimleri’nden biri durumundaki Yazı Devrimi 100. yılını doldurmadan neredeyse yüzde 100 başarıya ulaşmıştır. Bugün Türkiye’de nüfusun yüzde 98’i, 1928 yılında kabul edilen yeni Türk harfleriyle Türkçe okuyup yazmaktadır. Bugün Türkiye’de devletin resmi dili, halkın konuşma ve yazı dili, bilimin dili, edebiyatın dili yeni Türk harfleriyle yazılan Türkçedir. Yazı Devrimi ve onu tamamlayan Dil Devrimi -tüm saldırılara karşın- başarılı olmuştur. Bugün Türkiye’de “Yeni Türk harfleriyle yazılan Türkçeden vazgeçelim!” diyen aklı başında hiç kimse yoktur, olamaz. Çünkü bu Cumhuriyet Devrimleri yerleşmiştir ve sökülüp atılamayacak biçimde kökleşmiştir.

Kilik-Kiyafet

En önemli Cumhuriyet Devrimlerinden biri de “Şapka Kanunu” ile sembolleşen Kılık Kıyafet Devrimi’dir. 1925 ve 1934 yıllarında yapılan Kılık Kıyafet Devrimi’nin temel amacı, düşünceleriyle, eylemleriyle ve kurumlarıyla çağdaşlaşan Türk toplumunun, giyinişiyle ve görünüşüyle de çağdaşlaşmasıdır. Kılık Kıyafet Devrimi’nin amacı herekse şapka taktırmak değil, fesi çıkarttırarak toplumun genelinde ortalama çağdaş kılık kıyafetin benimsenmesini sağlamaktır. Bugün toplumun yüzde 1’i bile fes kullanmıyor ve toplumun ezici bir çoğunluğu çağdaş kılık kıyafeti benimsemiştir. Dolayısıyla -Cumhuriyet karşıtlarının en çok eleştirdiği- Kılık Kıyafet Devrimi de çok başarılı olmuştur.

Kadin Haklari

En önemli Cumhuriyet Devrimleri’nden biri Kadın Devrimi’dir. Cumhuriyet, önce 1926 Medeni Kanun ile kadınlara temel medeni haklarını vermiştir. Böylece Türk kadını evde, işte, okulda, mahkemede, sokakta erkekle eşit haklara sahip olmuştur. Cumhuriyet daha sonra da 1930-1933 ve 1934 yıllarında kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermiştir. Böylece Türk kadını ülke yönetimine de katılmıştır. Bugün Türkiye’de kadın hakları kökleşmiştir. Bugün aklı başında hiç kimse, “Medeni Kanun’u ortadan kaldıralım! Kadınların seçme ve seçilme hakkını elinden alalım!” demez, diyemez. Cumhuriyet’in Kadın Devrimi bu devrimden geri dönülemez biçimde başarılı olmuştur.

Yurttaş – Ulus

Cumhuriyet Devrimi’nin temel amaçlarından biri kuldan bireye, tebaadan yurttaşa, ümmetten ulusa dönüştür. Cumhuriyet; dine, mezhebe, etnik kökene, soya, cinsiyete, ekonomik duruma, siyasal güce ve sınıfa göre ayrışmaya karşı laik hukuk önünde eşit haklara sahip bireyleri “yurttaş” haline getirmiş, bu yurttaşları da tüm farklılıklarıyla ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde uluslaştırmıştır. Bugün aklı başında hiçbir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı, “Ben, kendi kaderini kendi eline almış özgür birey değil, birilerine kul köle olacağım! Ben yurttaş değil tebaa olacağım!” demez. Ayrıca bugün Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının büyük bir bölümü, Türk Bayrağı’nın gölgesinde “Türk Ulusu” olmaktan memnundur ve bununla gurur duymaktadır.
AKIL, DÜŞÜNCE ve VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ

Cumhuriyet Devrimi’nin temel amacı aklın, düşüncenin ve vicdanın özgürlüğünü sağlamaktı. Dinsel kurallarla yönetilen bir devlette ve dokunulmazlık zırhına sahip sultanların, şeyhlerin, şıhların, din adamlarının ayrıcalıklı olduğu ve toplum üzerinde baskı kurduğu bir ortamda aklın, düşüncenin ve vicdanın özgürlüğünden; bilimin ve sanatın gelişmesinden söz edilmezdi. Bu nedenle Atatürk, Cumhuriyet’in temeline laikliği yerleştirmiştir. Böylece aklın, düşüncenin ve vicdanın özgürlüğü sağlanmış; bilimin ve sanatın gelişmesine uygun ortam hazırlanmıştır. Bugün Türkiye’de aklı başında hiç kimse, “Ben, aklın, düşüncenin, vicdanın özgürlüğüne, bilimin ve sanatın gelişmesine karşıyım!” demez.

Bariş

Cumhuriyet’in Kurucu Önderi Mustafa Kemal Atatürk, savaşlardan çıkardığı derslerle Cumhuriyet’in temeline “barışı” bir temel değer olarak yerleştirmiştir. Atatürk, 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nda elde edilen barışı, “Yurtta barış, dünyada barış” politikasıyla bir “Barış Düzeni” (Pax Lozan) haline getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, 103 yıldır, -DP’nin Kore’ye asker gönderme kararı hariç- dünyada ve bölgede büyük bir savaşın parçası olmamıştır. Cumhuriyet’in “barış” odaklı dış politikası -son yıllardaki Yeni Osmanlıcı yaklaşımlara rağmen- başarılı olmuştur.

Yapicilik

Cumhuriyet Devrimleri’yle şekillendirilen Türkiye Cumhuriyeti’nin -tüm karşı devrim çabalarına rağmen- 1923’ten bugüne aldığı yol, Cumhuriyet’in “yapıcı”, “yaratıcı” etkisini gözler önüne sermektedir. 1923’te sanayileşmemiş; buğdayı, kiremiti ve şekeri bile dışarıdan alan, nüfusunun yüzde 90’dan fazlası okuma-yazma bilmeyen bir din tarım toplumuyla cumhuriyeti kurmak, kurumsallaştırmak ve siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik olarak kendi ayakları üstünde duran tam bağımsız ve çağdaş bir devlet haline getirmek ve bu devletin zaman içinde -tüm saldırılara karşın- gelişimini sürdürmesi Cumhuriyet’in “yapıcı” ve “yaratıcı” etkisinin başarısını göstermektedir. Bugün Türk ulusunun “yapabilme”, “başarabilme” inancının temelinde Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasıyla birlikte Cumhuriyet Devrimi’nin yarattığı maddi ve manevi birikim vardır. Bu birikimi yok etmeye ve değersizleştirmeye yönelik tüm çabaların, aynı zamanda Türk ulusunun “yapabilme”, “başarabilme” duygusunu yok etmeye yönelik olduğu gözardı edilmemelidir.

***

Türkiye’de Cumhuriyet, etkileri bugün hayatımızın her alanında kendisini hissettiren büyük bir psiko-sosyal ve kültürel dönüşümdür. Türkiye’de Cumhuriyet; teslimiyetten direnişe, bağımlılıktan özgürlüğe, savaştan barışa, “yapamayız” duygusundan “başarabiliriz”, “yapabiliriz” duygusuna, kendine güvensizlikten özgüvene, travmadan zafere, korkudan korkusuzluğa, hastalıktan sağlığa, nakilcilikten akılcılığa, cehaletten aydınlığa, geri kalmışlıktan kalkınmaya, sarayın ağzına bakan tebaadan kendi kaderini kendi eline alarak mecliste temsil edilen yurttaşa, ayrışmadan birleşmeye, aşiretten ulusa, eşitsizlikten eşitliğe, soyadı olmayan kuldan soyadına sahip bireye, mirastan eşit pay alamayan kadından seçme ve seçilme hakkına sahip belediye başkanı, milletvekili, bakan, başbakan olan kadına, medreseden çağdaş okula, çocuk yaşta evlendirilen kız çocuğundan okula gönderilen kız öğrenciye, kılıçtan sabana, kağnıdan uçağa, dışa bağımlılıktan tam bağımsızlığa, Arap harflerinden, Arap dilinden ve Arap kültüründen yeni Türk harflerine, Türk diline ve Türk kültürüne dönüştür.
Nice 103 yıllara…

Bu yazı Karanfil’in 14. sayısında yayımlandı (s. 30).