29 Ekim 1933 Pazar günü, bütün ülkede Cumhuriyet’in kuruluşunun onuncu yılında, Cumhuriyet’i korumak ve sağlam temellere oturtmak için verilen mücadeleyi ve gelecek on yıllara umudu, inancı göstermek için büyük bir kutlama yapılır. On yıl gibi kısa bir zamanda üstelik savaşlardan yeni çıkmış bir ülkenin yurttaşları olarak “yeni bir yaşam” kurmanın haklı gururunu ve sevincini yaşamaktadırlar. Cumhuriyet Bayramı, Türkiye’nin tüm şehir ve köylerinde üç gün üç gece büyük bir coşkuyla kutlanır. 1923’ten sonra yeniden imar edilen başkent Ankara, kutlamaların merkezi olur. Ankara’daki tören Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün saat 10.00’da Ankara Hipodrom Alanı’na gelmesiyle başlar. İstiklal Marşı’nın ardından Atatürk, “Az zamanda çok ve büyük işler yaptık.” diye başlayan ünlü Onuncu Yıl Nutku’nu okuduktan sonra hep bir ağızdan “Onuncu Yıl Marşı” söylenir. Yurtdışından gelen heyetlerin katılımıyla gerçekleştirilen tören resmi geçitle sona erer. Kutlamalar, gece Ankara Palas’ta düzenlenen balo, havai fişek gösterileri, yüz bir pare top atışı ve fener alaylarıyla, sabahın ilk ışıklarına dek şenliklerle devam eder…
Ankara’da düzenlenen kutlamalardan izlenimlerini 30 Ekim 1933 tarihli Akşam gazetesine yazan dönemin ünlü gazetecisi Hikmet Feridun Es’in kaleminden birkaç satırı birlikte okuyalım: “Anadolu orta yaylasında akisler uyandıran bir ses. Gazi millete hesap veriyor, insan denizi dile gelerek mukabele ediyor: Senin yolundan dönmiyeceğiz… Cumhuriyet meydanından Ankara dağlarının eteklerine kadar uzayıp giden kül rengi bir kitle muazzam bir dalga halinde kımıldanıyor. Bütün bir ova tekmil insan… Haritalarda ismini göremediğiniz bir insan denizi… Resmi geçide iştirak edecek kıtalar seyre gelen yüz binlerce halkın ta gerisinde yer almışlar hareket emri bekliyorlar… Gazi millete on beş seneyi anlatıyor. (…) Nutuk bitti, Ankara dağlarının eteklerine kadar uzayıp giden kül rengi deniz birdenbire harekete geldi, ilerlemeye başladı. Kaydı kaydı uzun, ucu bucağı görünmeyen coşkun bir sel gibi Gazi’nin önünden aktı. Geçit resmi başlamıştı. Müzika, kumanda heyetleri, süngülü askerler, ve sonra gene müzika, kumandan, zabit, asker, asker ve toplar, tanklar, süvariler, bitmeyen tükenmiyen Türk ordusunun küçük bir numunesi önümüzden geçti. (…)Geçit saatlerce sürdü. Gazi kendi tribününde ayakta, bir tarafında Fevzi Paşa, bir yanında İsmet Paşa, cumhuriyet ordusunu, kendi eserini seyrediyor ve mütemadiyen selam veriyordu. Bundan sonra memleketin her köşesinden gelen binlerce kız ve erkeklerden mürekkep bir gençlik aktı… Talebenin geçişi senelerce talim görmüş asker gibi muntazam ve manzarası fevkalâde ümit verici idi. (…)Acaba memleket, memleket olalı böyle büyük bayram görmüş müdür?.. Ankara heyecanlı bir tek kalp halinde çarpıyor.”
Cumhuriyet Bayramı’mız kutlu olsun…
Bu yazı Karanfil’in 14. sayısında yayımlandı (s. 50).




