Sevgi, Özel’den Yazıyor · Sayı 14 · s. 7 Sevgi Özel

Angaramın yazı güzü

1961 Ağustos’unda Angara yanıyor. İki gün sonra 30 Ağustos… Burada bayrama nasıl gideceğiz?

Angaramın yazı güzü

1961 Ağustos’unda Angara yanıyor. İki gün sonra 30 Ağustos… Burada bayrama nasıl gideceğiz? Geldiğimiz ilçede mahallenin bütün çocukları yola düşer… Gazi Mahallesi’nden istasyon önündeki alana koşar büyükleri beklerdik. Okullar kapalı olduğundan 30 Ağustos, Topçu Okulu’nun rütbeli rütbesizlerinin… Askeri araçların şahane gösterileriyle başlar biterdi. Babam, “Akşamüstü Hipodrom’a gidelim çocuklar…” dedi abimlerle bana.
Başkentteki ilk ulusal bayramımızdı.

Samanpazarı’ndan Hipodrom’a yürüyecektik.

Anam gelemeyecekti, ameliyatlıydı, çabuk yoruluyordu.

Çok işi vardı. Büyük abim, Kale’nin eteğindeki salı pazarından… Kilolarca dolmalık biber, patlıcan almıştı. Yaz bitiyordu, güneşin hızı kesilmeden kışlıklar hazırlanmalıydı. Biberler yıkanıp kurulanacak, patlıcanlar oyulacaktı.

Yorgan iğnesine geçirdiğim ipe biber dizmeye başladım… Anam beğenmedi.

Cep delik cepken delik değilse tazesi kurusuyla biber patlıcan… Aşerenlere kışın bile karpuz kiraz var artık. Başkentin balkonlarında bugün de dolmalığı, sivrisiyle kızarmış biber gerdanlıklar sıralanıyor. Ağustos ortasında Ankaramıza çevre ilçelerden… Ayaş’tan, Beypazarı’ndan, köylerden yerli tohumla ekilip dikilen sebzeler, kavun karpuz gelir. İki yıl önce Dikmen’de oturuyordum. Bir genç, Çubuk’un bir köyünden domates, biber, fasulye, patlıcan… Dut, elma armut, süt getirirdi. 13 katlı sitedeki gevşek komşuluk ilişkileri… Haftada bir gün bir kamyonet başında toplanan kadınlarla biraz toparlanıyordu. Karlı soğuk günlerde lahana pırasayla gelen kamyonetin başında iletişim dakikalıkken… İlkbahara, yaza göre epey ucuz olan yerli sebze meyve, uzun uzun söyleşme fırsatı veriyordu. Güz yaklaşırken ısınan komşuluk hoştu… Bir köylük nüfusa sahip bu sitede… Kurutmalık, salçalık sebze kasaları ortaklaşa boşaltılıyor… Yoğurt peynir evlerde yapılıyordu. Yarısı Ankaralı, çoğu yurdun her yöresinden komşularla… 16 yıl baharları, yazı kışı paylaştım. Çocukların büyümesine tanık oldum. Ailelerin bana en yakın olduğu mevsim güzdü. Okullar açılınca çocukların kitabı defteri için arandığımda yüksünmezdim. Çocuklar değerbilir olur… Çocukların teyzesi olmak güzeldi. Geçenlerde hâlâ dilindeki “k~g” değişimini koruyan… Niğde’de doğan Ankara’da çoluk çocuğa karışan eski komşumu aradım. Sebze süt kamyoneti yine geliyormuş da eski “dadı yok”muş… Eski komşum, ekim ortasında kış hazırlığına başlar… Cumhuriyet Bayramı’nda bitirirdi. Kadınlar toplanır tarhana karar, erişte keselerdi. Turşu mevsiminin geldiğini kapı komşumun… Kapımın önüne dek sıraladığı salatalık, domates, biber, kelek torbalarından… Yatak odama dek gelen nane sarımsak, sirke kokularından anlardım. Ankara’nın az ötesindeki Ayaş’ın domatesini menemen yapmaya kıyamaz tuzlayıp yerken… Mıncıklana mıncıklana yumuşayan domatesten salataya eyvallah derken… Geldik eylülün sonuna… Ankara’nın sonbaharını çok severim. Yapraklar dökülmeye başlayınca başkentin efsane Belediye Başkanı Mimar Vedat Dalokay’ı anımsarım… TDK’de oda komşum Gülten Akın’a… Kendi deyişiyle şiir solumaya gelir… Ağzım açık dinlerdim. Temizlik emekçilerine parkları, kaldırımları sabahın köründe süpürmeyin… İnsanlar yaprakların üstünde yürüsün, sonbaharı duyumsasın demiş. Emekçiler romantik başkanı anlayamamışlar… “Gülten, bıraksak tırmanıp ağaçlardan yaprak toplayacaklardı!” diye gülmüştü. Bir çocuk kitabı da olan başkanı trafik kazasında eşi ve oğluyla yitirdik. Çok ödüllü bir mimar olan başkanın… On, on beş dakikalık ziyaretlerinin öznesi hep edebiyattı. Tarhanadan turşudan Başkan Dalokay’a geçmek, nasıl bir kafa diyen çıkacaktır.
Çıksın!

Karlı bir gün Altındağ’da çok yaşlı bir kadın bastonuyla Başkan Dalokay’ın önünü kesmiş… “Gir, içeri!” demiş. Ev mis gibi tarhana kokuyormuş… O tarhananın tadını da kokusunu da unutmamış.

“Siz anamın tarhanasını içseniz unutursunuz.” dedim.

“Pişir, içerim.” dedi; buluşamadık. 1977 seçimlerine yerini Ali Dinçer’e bıraktı. Güz geldi işte… Her güz 26 Eylül’de, Dil Bayramı’nı kutluyoruz. Ayaş domatesinden, tarhanadan, Vedat Dalokay’a, Dil Bayramı’na atlamak niye mi?

Yaz güz… Topluca savruluyoruz. 94. Dil Bayramı’nı, Çankaya Belediye’mizle Dil Derneği birlikte kutladı. Çankaya Belediye’mizin genç başkanı Hüseyin Can Güner’in tutuklu olması, coşkumuzu buruklaştırdı. Cezaevinden seslenişle Mustafa Kemalce düşünme inadımız pekişti. Dil Bayramı, çok uzun zamandır çoklarına… Bedeli el yakan yiyecek giyecek kadar uzak… Dünya, üstünde onlarca dünya olan koca bir top… Bir gün yavaş, çoğu gün çok hızlı dönüyor. Aha, sonbaharın göbeği ekim de geldi!

Bu yazı Karanfil’in 14. sayısında yayımlandı (s. 7).