Tarık Abi’yi kaybedeli 10 yıl geçmiş aradan. Erken kayıplardan biriydi Tarık Akan’ımız.. Ben bu satırları “doğum günü kutlamaları” hazırlanırken karalamaya başladım… Az önce kızı Özlem’le konuştuk; 13 Ekim doğumlu Tarık Akan’ın İstanbul-Cemal Reşit Rey’deki Işıklı Perdede Bir Ömür başlıklı anma ve doğum günü töreni ayrıntılarını… Tarık Abi sağken yaptığımız belgeselden kısa versiyon hazırladık.
*
Anma töreni çok anlamlı deyim yerindeyse.
Özel Taş Mektep kurucusuydu Tarık Akan… Ömrünü adamıştı, ömrünün sonuna kadar titizlenirdi. Çağdaş eğitim oluşturmak için, aydınlık yarınlara selam olsun diye…
İşte bu törende Akan’ın evlatları sahnede. Hem yaşamından kesitler aktarılıyor, hem müzikler gelip geçiyor. Ne mutlu Tarık Akan’a, ne değerli bir durum. Hem sinemaya kattıkları hem yurttaş tavrı hem de eğitime tutkusu Akan’ı sonsuzluğa götürdü işte. Ömür dediğin, zaten, hayata sunulmuş armağandır, şairin dediği gibi…
*
Nasıl bir ömürdü sahiden Tarık Abi’mizinki?
“Söz uçar yazı kalır” derler ya… Tarık Akan’a dair bir yazı daha hayata kalsın o halde…
Tarık Akan’ın erken kaybı hepimizi şoka uğratmıştı, tarih 16 Eylül 2016… 45 yıllık sinema yolculuğuna mucizevi dönüşüm sığdırmış, bin bir renkli bahçe işlemiş Tarık Akan’ımız için şu ana dek yazılanların tümü yine eksik kalır kanısındayım.
Biliyorum ki üzerine tezler, araştırmalar yapılacaktır yine… Filmleri döne döne oynayacaktır. Yaşamını anlatan ne varsa genç kuşak oyuncuların çıkış noktası olacaktır. Ve Tarık Akan bin yıla kalacaktır.
Emin olduğum bir durum şu: Bizim bu toprakların kalabalığının insanı şaşırtan bir sağduyusu ve vefası var ki; Damat Ferit’ten Seyit Ali’ye uzanan bir yol çizmiş, yolundan şaşmamış, yolundan dönmemiş Tarık Akan’ı, adını, filmlerini bin yıl yaşatacak!
Evet, zaten çok söylerim, hep yazarım… Tarık Akan, öldüğünde kalandır çünkü… Şöhrete değil, kalıcı olmaya gönül verendir.
*
20’li yaşlarında dahi, yani, kendi yaşıtlarının “şöhrete giden yol”u aralamaya heyecanla çalıştığı zamanlarda, en yakışıklı, en yeşil gözlü, en güzel bakışlı, en uzun boylu oluşuna aldırmayandır; ki bir arkadaşının ısrarı ve gizli eliyle “artist yarışması”na kattığı delikanlıdır…
Ama fiziğini ve yeteneğini çiçeği burnundayken kanıtlayandır… Üçüncü filminde rakipsiz “Yeşilçam’ın Prensi” olandır..10 bilemediniz 15’inci filminde (kapakların, manşetlerin pop figürü olduğu bir dönemde)içi içine ve kabına sığmayıp, komşu gezegene sıçramaya çalışandır.
Ki sonsuz inandığı yönetmenine, Ertem Eğilmez’e, ısrar üstüne ısrar ederek dönemin mimli ve namlı sosyalist yazarı Rıfat Ilgaz’ın Hababam eserinin sinemaya taşınmasını sağlayandır.
Aynı yönetmene iki yıl sonra “Eyvallah, bana yine yol göründü” diyendir. Ve işsiz kalmayı, parasız kalmayı göze alıp şöhretini bitirebilecek o riskli yola giren, deyim yerindeyse bembeyaz, süslü püslü salonlara veda edip yerin dibinde film çekendir… “Delikanlım yıldızlara iyi bak, bir daha onları göremezsin” dizelerini heybesine koyup, Maden’den çıkıp Sürü’nün önüne atılandır…
Kurallarıyla nam salan Yeşilçam büyüklerine inat, kural dışılığıyla ünlü Yılmaz Güney’e kardeş olmayı seçendir.
Yılmaz Abi’sini büyüğü, yoldaşı sayandır. Ülkede kan gövdeyi götürürken, kurşun adres sormazken, namlular körken, filmlerinin oynadığı salonlar bombalanırken “Yol”undan yine dönmeyendir… Ve yurtdışında olduğu bir haftada, ülke bir darbenin orta yerinde can çekişirken, fırsat bu ya gelmemek varken, kendinden emin şekilde ülkesine dönüp aylarca sorgu odalarına tıkılandır… Ve gözü dönmüş 12 Eylül zalimlerine eyvallah etmeyip tek bir dostunu şikâyet etmeyen, kendi doğrularına devam edendir…
O 12 Eylül zalimliği ki yazana çizene göz açtırmazken, çokçaları göz açıp ses etmezken, çok sevdiği ülkesinin “bahar yarınlar” görmesi için, acılardan, baskılardan aydınlığa uzanması için “cesur yürek”li dostlarıyla bir dilekçeyi gözü kapalı imzalayandır. Bir kez daha sorgu odasına girmeyi, yargılanmayı göze alandır. Ve yıllar yılı o zalimleri, o darbecileri meydanlarda, salonlarda, yazdığı kitaplarda teşhir edendir. Sonraki kuşaklara “darbenin ibret belgesi”ni bırakandır.
Evet… Tarık Akan… Yine yol yakınken, yine şöhretinin doruğundayken, yine eski konforlu zamanlarına dönmek varken, Ferit’lerden ve Murat’lardan aldığı ödüller koltuğunun altındayken, Şivan’a ve Seyit Ali’ye ve Karartma Geceleri’nin Mustafa Ünal’ına, Rıfat Ilgaz’a yol arkadaşlığı yapmaya devam edendir. Şivan rollerinin olamadığı zamanlarda taksiciliğe soyunan ve bir başka Seyit Ali’inin gelişini bekleyendir.
Taksilerinden, Taş gibi bir Mektep çıkarandır.
*
Evet… Taş Mektep’ten pırıl pırıl çocuklar yetiştirendir. O Taş Mektep’te Tarık Akan’ın doğum ve ölüm yıldönümlerinde evlatları, koro halinde şarkılar, türküler, şiirler okuyacak; hem Ata’ya hem Akan’a saygı anmasına katılacaktır!
Tarık Akan ki çocukluğunda gizlice okuduğu Nâzım’a önce filmleriyle, ardından Vakıf’la gönül verendir. Gönül verdiği Nâzım Vakfı’na gelir sağlamak için hiç hesapta yokken belgesel yönetmeni olandır. O belgesellerin ki sponsoru olan, üretilen DVD’lerin satışı için de dosta arkadaşa telefon üstüne telefon edip vakfın hesabını işaret edendir.
Tüm bu çabanın ortasında, en baba zamanlarında, tüm bu sivil ve sosyal sorumluluk telaşının içinde Barış’ına, Özgür’üne, Özlem’ine “babaların en güzeli” olandır.
Gazi’nin ilkelerine sıkı sıkıya sadık olduğunu haykırarak barışı arzulayandır, Gezi’de selam durandır, 2005 -2007 yılının FETÖ kumpaslarında Silivri’ye atılan mağdurlarla dayanışma gösterendir.
Bin yılın yakışıklısı, bin yılın şöhreti, bin yılın aktörü namına aldırmadan kalabalığın arasında panzere, dipçiğe, jopa göğüs gerendir. Beyaz saçlarını çeken ve omuzundan asılan hadsizlere içeri girmeyi göze alıp “utanın” diyendir..
Tarık Akan… Bildiğini okuyan, bildiğinden şaşmayan, inandıklarını savunmaya devam eden, dik duruşlu, sağlam iradeli bir Türkiye aktörüdür…
Yıllar var ki en Çiçek’inden bir köşede, en sakininden bir atmosferde, en tevazusundan oturmayı çok sevendir. “Aziz” dostlarıyla, hayat ve kıymetli yol arkadaşlarıyla yarenlik etmeyi özleyendir. “Arif” olanın anlayacağı bir muhabbet sofrasında, bazen kahkahaya boğulan, bazen gözyaşı döken, bazen çocuk olandır…
Ve 2015 yılı başlarında hayat damarlarından birine saplanan iblis bir tümöre, sevdiği kadın Acun’un, taptığı çocuklarının ve o muhabbet sofrasındaki can dostlarının telkin ve dayanışmasıyla da az biraz kendi kozası içinde adım adım mücadele verendir.
Mücadele ederken, kemoterapi yorgunuyken hiç yangın yapmayan, aksine “inadına yaşamak” diyen Nâzım için, Gazi için, Cumhuriyet için yine yollara düşendir.
Ve o yolun bir köşesinde en hüzünlüsünden hayata veda edendir.
Hayatı terk etmesinin ardından, ışığıyla, biriktirdiği sevgiyle kalanlara umut verendir.
Tarık Akan, öldüğünde kalandır…
*
Ve Tarık Akan ki… Doğup büyüdüğü Bakırköy’deki cenaze törenine yüz binlerce seveni akandır, toprağa bırakılırken gözyaşının sel olduğu adam gibi adamdır… Özlemle Tarık Abi…
Bu yazı Karanfil’in 14. sayısında yayımlandı (s. 22).




