Bir Zamanlar Ankara · Sayı 14 · s. 28 Serdar Koç

Hıdırlıktepe ve İmru’u’l-kays

“Gülmedim dünyaya geldim geleliBenim ucu dönmez harmanım mı varNeyleyim dünyanın dolusu malıSualin vermeye dermanım mı varEğer âşık isen feryadım yetirEğer âşık isen Ferhad’a yitirBana derler gam yükünü sen…

“Gülmedim dünyaya geldim geleliBenim ucu dönmez harmanım mı varNeyleyim dünyanın dolusu malıSualin vermeye dermanım mı varEğer âşık isen feryadım yetirEğer âşık isen Ferhad’a yitirBana derler gam yükünü sen götürBenim katar maya kervanım mı var”

(Rıfat Balaban/ Nida Tüfekçi, Ankara/TRT THM 879)Anadolu’da pek çok yerde Hıdırlık adı verilen tepe mevcuttur. Hızır’ın huzur bulduğu, uğrak yerleri olduğuna inanılan, kutsallık atfedilen, şehirlerin seyirlik teraslarıdır buralar.

Ankara’nın da iki Hıdırlık tepesi var. Bunlardan biri Beypazarı’ndadır ve turistlerin ilgisini celp eder. Diğeri ise Ankara Altındağ’da, Ankara Kalesi’nin hemen karşısındaki Hıdırlıktepe’dir. Hem bir prenses hem de bir prens mezarı olan başka bir Hıdırlık tepesi olmasa gerek. Evet, İmru’u’l-Kays yazımızın konusu. Arap Prensi. Yazgının garip bir cilvesi, yolu bir Bizans prensesinin mezarıyla kesişiyor.

Arap şiirinin İslamiyet öncesi “Yedi Askı” şairlerinden İmru’u’l-Kays (Zorlukların Adamı) 497 veya 501 yılı civarında Necid’de doğmuş. Gerçek adı Hunduc. Hadramut ve Yemame’de hüküm süren Kinde’nin son hükümdarı Hucr b. Haris’in oğludur.

Meşhur bir Muallâka Şairi’dir. Kâbe’nin duvarlarına asılan Muallâka Şairleri arasındadır. Yedi Askı şairlerinin en ünlüsüdür. O dönem Arap şiiri, dünya şiirinin zirvesiydi.

Arap şiirini belli kurallara bağlayan ve kafiye düzeni için esaslar koyan şair olarak kabul edilmektedir.

İmru’u’l-Kays babasının sarayında binicilik ve ok atmayı, kılıç kullanmayı ve savaş tekniklerini öğrenmiş, annesinin mensup olduğu Tağliboğulları kabilesine sık sık gidip gelmiş, Arap edebiyatında kahramanlığıyla ünlü şair dayısı Mühelhil b. Rebîa’dan almış olduğu derslerle de şiir yolunda hayli ilerlemiştir.

Kabilesinin kadınlarına şiirle sataşmaya başlaması sonucu babası ilkin bu davranışlarından dolayı ikaz etmiştir. Fakat İmru’u’l-Kays bu ikazlara kulak asmamıştır. Kaynaklara göre, babası İmru’u’l-Kays’ın bir cariye üzerine söylediği bir şiire çok sinirlenmiş bunun üzerine ise azatlısı Rebîa’dan oğlunu öldürmesini ve gözlerini kendisine getirmesini istemiştir. Fakat Rebîa, İmru’u’l-Kays’ı öldürmeye kıyamayıp bir ceylanı öldürmüş ve Hucr’a İmru’u’l-Kays’ın gözleri olarak sunmuştur. Hucr’un oğlunu öldürttüğünü sanması ve bu durum için hüzün duyması sonucu Rebîa, İmru’u’l-Kays’ı öldürmediğini itiraf etmiştir. İmru’u’l-Kays, bütün uyarılara kulak asmayıp aynı hareketlere devam etmesi sonucu babası tarafından kabileden kovulmuştur. Eğlenceye ve ava düşkünlüğüyle bilinir.

Daha ileride babasının öldürülmesini takiben, kabileler arası çatışmalarda Bizans İmparatoru Justinianos’un desteğini almak için İstanbul’a gider ama o sıralar Bizans Devleti, Berberi isyanlarıyla uğraştığından onunla ilgilenmezler ve eli boş dönerken yolda çiçek hastalığına yakalanır ve 542 veya 544 yılında o dönem Bizans kenti olan Ankara’da vefat eder.

İmru’u’l-Kays’ı ölüm, Ankara’da yakalamıştır. Arabistan çöllerinin bu bohem ve uçarı şairi; “Kaç dilberin, kimsenin ulaşamadığı çadırlarına ulaştım/ Yumurta gibi pürüzsüz tenlerinden usulca haz aldım” dediği kadınlara ve yaşama genç yaşta veda eder. Hıdırlıktepe taraflarında bir yerde, ölümünden bir gün önceki vasiyeti üzerine, bir Bizans Prensesi’nin mezarı yanına defnedildiği rivayet edilir. Ki ölürken bile aklı kadınlardadır. Ölmeden önce prensese, yanına geliyorum diye şiir yazmıştır. Ölümünden hemen önce yakınındaki mezarın kime ait olduğunu sormuş, bir kralın kızına ait bir mezar olduğu söylenince kendisi gibi yabancı ellerde ölüme mahkûm olduğunu ifade ettiği beyitler söylemiştir. Ölümünden önce Ankara’da beş şiir yazdığı bilgisi var.

Bizans Kralı büyük şairin ölümüne çok üzülmüş ve şairin mezarına heykel diktirmiş fakat Ankara’nın daha sonraları Müslümanların eline geçmesiyle birlikte heykel kaldırılmış ve yerine türbeye benzer bir yapı inşa edilmiştir. Buna sebep, burası bir ara “Cebel-i Arab” (Arab Dağı)olarak da anılmıştır.

“Hızır Türbesi” adı ile de anılan Kays’ın türbesinin harap yapısı 1930’lu yıllara kadar Ankara fotoğraflarında görülmektedir. Hıdırlıktepe ıssız artık. Ipıssız.

Arap şiirinde, atlâl (harabeler, kalıntılar) şiiri geleneğini başlatan Kays’ın, kim bilir Hıdırlıktepe toprağının neresindedir kalıntıları şimdi.

Ek:İMRU’L KAYS/ Hüseyin FerhadAtların lisanını bilirim

kadınların gizli tarifesiniitin hergelenin biriyimmuhabbet tellâllarına göre
Kalmadı yatmadığım hane

üryan girmediğim bahçeİmru’l Kays’ı öldüren zehirbana da sunuldu kaç kere(…)
Boynundan sarkan gümüş zincir

sol kulağındaki pagan küpeyine Kays’ı ele verirdünyaya tekrar geri gelse
Her aşk bir şehir

gibi şiirin gri tipisine gizlenirbir gün benim de kalbimAnkara’da idam edilir

Bu yazı Karanfil’in 14. sayısında yayımlandı (s. 28).